Bir çocuk için oyun, çoğu zaman yetişkinlerin düşündüğünden çok daha fazlasıdır. Oyun, yalnızca vakit geçirmek ya da eğlenmek değildir; çocuğun dünyayı anlamlandırma, kendini ifade etme ve var olma biçimidir. Biz yetişkinler için basit görünen bir oyun, bir çocuk için hayatın kendisinin küçük bir provasıdır.
Bir çocuk oyun oynarken aslında konuşur. Ama bu konuşma kelimelerle değil; hareketlerle, hayallerle ve sembollerle olur. Bir kutu bazen bir ev olur, bazen bir araba, bazen de güvenli bir sığınak. Çocuk, oyun aracılığıyla iç dünyasını dışa vurur. Korkularını, sevinçlerini, merakını ve hatta anlamlandıramadığı duygularını oyun içinde yeniden kurar.
Oyun, çocuğun özgür olduğu nadir alanlardan biridir. Orada doğru ya da yanlış yoktur; kurallar çoğu zaman çocuğun kendisi tarafından yazılır. Bu özgürlük, yaratıcılığın ve keşfin en önemli kaynağıdır. Bir çocuğun hayal gücü, oyunun sınırlarında genişler ve şekillenir. Belki de bu yüzden oyun, öğrenmenin en doğal halidir.
Büyümek, çoğu zaman kurallarla tanışmak demektir. Yapılması gerekenler, yapılmaması gerekenler, beklentiler… Ancak oyun, bu düzenin içinde bir nefes alma alanı yaratır. Çocuk, oyunda kendi ritmini bulur. Bazen lider olur, bazen takip eder. Bazen kazanır, bazen kaybeder. Ama her durumda bir şey öğrenir: beklemeyi, paylaşmayı, yeniden denemeyi…
Oyun aynı zamanda bir bağ kurma biçimidir. Bir çocukla kurulan en güçlü iletişim yollarından biri, onun oyununa eşlik etmektir. Yetişkin, çocuğun oyununa katıldığında sadece birlikte vakit geçirmez; onun dünyasına misafir olur. Bu misafirlik, çocuğun “anlaşıldım” duygusunu besler. Ve belki de en çok ihtiyaç duyduğu şey budur.
Bugünün hızlı ve yoğun yaşamında çocukların oyunla kurduğu ilişki giderek değişiyor. Zamanın büyük bir kısmı planlı etkinliklerle ya da ekran başında geçerken, serbest ve kendiliğinden gelişen oyunlara daha az yer kalıyor. Oysa çocuk için en besleyici olan, yönlendirilmeden oynadığı, kendi kurallarını koyduğu oyunlardır. Çünkü gerçek keşif, ancak bu özgürlük alanında mümkün olur.
Oyun, çocuğun iç dünyasında sessizce işleyen bir iyileşme ve denge kurma sürecidir. Çocuk oynadıkça rahatlar, düşündükçe değil; deneyimledikçe öğrenir. Belki bunu kelimelere dökemez ama oyun onun dili olmaya devam eder. Bu yüzden bir çocuğu anlamanın en sade yollarından biri, onun oyununa dikkatle bakmaktır. Çünkü oyun, çocuğun kendini en gerçek haliyle ortaya koyduğu yerdir.
Yorum bırakın